Ana içeriğe atla
YAŞAM

Marmara’daki 170’i aşkın depreme AFAD’dan inceleme: Büyük depremin habercisi değil

Personelilan.com.tr • • 4 dk okuma
Paylaş

AFAD Deprem Bilim Kurulu üyeleri, Marmara Denizi Adalar fayı üzerinde kaydedilen 170'i aşkın mikro depremin "büyük bir sarsıntının öncüsü" olduğuna dair iddiaların bilimsel temeli bulunmadığını açıkladı. Bölgenin 304 istasyonla anlık izlendiğini belirten uzmanlar, 1999'dan bu yana devam eden bu tür küçük hareketliliklerin stresi hafiflettiğine ve vatandaşların paniğe kapılmaması gerektiğine dikkat çekti.

Afet ve Acil Durum Yönetimi (AFAD) Deprem Bilim Kurulu üyeleri, Marmara Denizi’nde
Adalar fayı üzerinde yoğunlaşan 170’i aşkın mikro depremlerin “büyük bir
sarsıntının habercisi” veya “öncüsü” şeklinde yorumlanmasının bilimsel
bir dayanağı olmadığını belirtti.

Marmara Bölgesi genelini 304 deprem gözlem istasyonuyla izleyen AFAD bünyesinde,
derinliği 300 metreye ulaşan 10 derin kuyu gözlem istasyonu bulunuyor.

Büyüklüğü 1’in altındaki mikro depremleri dahi ölçebilme imkanına sahip bu
hassas istasyonlar sayesinde, saat 15.00 itibarıyla bölgede 170’i aşkın sarsıntı
kaydedildi.

AFAD Deprem Bilim Kurulundan dört üye, AA muhabirine, son günlerde Marmara
Denizi’nde Adalar fayı üzerinde meydana gelen sarsıntı hareketliliğine ilişkin
değerlendirmede bulundu.

Deprem Bilim Kurulu üyesi ve Dokuz Eylül Üniversitesi (DEÜ) Deprem Araştırma
ve Uygulama Merkezi Müdürü Prof. Dr. Hasan Sözbilir, “Salı gününden beri
belirli kümelenmeler oluşturacak şekilde büyüklüğü 3,2’ye varan 170’in üzerinde
mikro deprem aktivitesi yaşanmış durumda. Depremlerin önemli bir bölümü Adalar
fayına yakın noktada gerçekleşiyor.” dedi.

AFAD çözümlerine göre sarsıntıların 5 ila 13 kilometre derinlikte, farklı odak
mekanizmalarıyla gerçekleştiğini aktaran Sözbilir, şöyle devam etti:

“Bugün elimizde, bir mikro deprem kümesinin büyük depremin habercisi olduğunu
önceden ayırt edebilecek güvenilir bir yöntem yoktur. Bir depremin ‘öncü şok’
olduğu ancak arkasından büyük deprem geldiğinde geriye dönük olarak anlaşılabilir.”

Sözbilir, “Bölgedeki mikro deprem aktivitesi 1999 Kocaeli-Düzce depremlerinden
beri, belirli aralıklarla devam ediyor, tabii ki belirli ölçeklerde gerilimi
ve stresi azalttığını söyleyebiliriz.” diye konuştu.

Deprem Bilim Kurulu üyesi Prof. Dr. Şükrü Ersoy da Marmara Denizi’nde son günlerde
meydana gelen sarsıntıların Adalar fayı üzerinde yoğunlaştığını belirterek,
“Faylar dönemsel olarak bu tür küçük depremler ve sarsıntı kümeleri üretebilir.
AFAD gelişmeleri titizlikle takip etmektedir. Vatandaşlarımızın paniğe kapılmasını
gerektirecek bir durum bulunmamaktadır.” şeklinde konuştu.

Sosyal medyada bu sarsıntıların büyük bir depremin habercisi olduğuna yönelik
paylaşımlara değinen Ersoy, “Bu tür söylemler etkileşim amacıyla maalesef
sıkça kullanılmakta. Küçük bir hareketliliğin ardından hemen büyük bir deprem
geleceğini öne sürmek spekülatiftir. Depremin kesin zamanını önceden bilmek
bilimsel olarak mümkün değildir.” ifadesini kullandı.

Ersoy, sözlerini şöyle tamamladı:

“Tartışmamız gereken konu fayların ne zaman kırılacağı değil, yapı stoklarımızın
olası bir sarsıntıya ne kadar hazır olduğudur. Güçlü ve depreme dayanıklı yapılara
sahip olduğumuz sürece endişe edilecek bir durum kalmayacaktır.”

Deprem Bilim Kurulu üyesi ve Ankara Üniversitesi Jeofizik Mühendisliği Bölümü
Öğretim Üyesi Prof. Dr. Bahadır Aktuğ ise bölgedeki fay mekanizması ve hareketliliğe
ilişkin, “Bu fayın aktivitesiyle ilgili literatürde farklı görüşler var.
Mevcut küçük ölçekli depremler, fayın bütününe yönelik kesin bir sonuca ulaşmamız
için tek başına yeterli veri sağlamıyor.” değerlendirmesinde bulundu.

Türkiye’nin farklı bölgelerinde de zaman zaman benzer sismik kümelenmelerin
kaydedildiğini belirten Aktuğ, bu tür küçük hareketliliklerin doğrudan büyük
bir depremin habercisi veya öncüsü olarak yorumlanmasının bilimsel temeli olmadığını
kaydetti.

Bir depremin “öncü” niteliği taşıyıp taşımadığının ancak olası bir
ana şok sonrasında geriye dönük anlaşılabileceği, mevcut tablonun ise spekülasyondan
uzak değerlendirilmesi gerektiği vurgulandı.

Aktuğ, depremlerin fay üzerindeki dağılımına ilişkin şunları söyledi:

“Depremlerin fay doğrultusu boyunca dağılımını incelediğimizde zamana
bağlı bir korelasyon görmüyoruz, yani depremsellik fay boyunca ilerlemiyor.
Adalar fayı yaklaşık 44 kilometrelik bir hat ve aktivite bunun yalnızca 7 kilometrelik
çok sınırlı, lokal bir kesiminde yaşanıyor. Kademeli bir tetiklenmeye işaret
eden herhangi bir derinlik veya doğrultu göçü gözlemlemiyoruz. Dolayısıyla bu
veriler, bir sonraki büyük depremi tetikleyecek bir örüntü sunmuyor.”

Vatandaşların yalnızca AFAD ve yetkili resmi kurumların açıklamalarını dikkate
alması gerektiğini vurgulayan Aktuğ, temelsiz iddiaların ve kontrolsüz açıklamaların
kimi zaman doğrudan konut fiyatlarını, arsa değerlerini ve sigorta piyasalarını
etkilemeye yönelik spekülatif bir enstrümana dönüşebildiğine dikkati çekti.

Deprem Bilim Kurulu üyesi ve Kocaeli Üniversitesi Jeofizik Mühendisliği Bölümü
Öğretim Üyesi Prof. Dr. Şerif Barış da Marmara Denizi Adalar fayı üzerinde son
günlerde kaydedilen hareketliliğe ilişkin, “Bunlar bizim geri plan depremselliğimiz
dediğimiz küçük küçük parçaların kırılması sonucu oluşur.” dedi.

Türkiye genelinde benzer süreçlerin sıklıkla yaşandığını söyleyen Barış, “Defalarca
bu tür deprem etkinlikleri oldu ve arkasından ne orta büyüklükte ne de büyük
bir deprem oldu. 60 ya da 70 depremden sonra büyük deprem olması gerekir diye
bir koşul yoktur.” ifadelerini kullandı.

Türkiye’nin bir deprem ülkesi olduğunu hatırlatan Barış, spekülasyonlar yerine
AFAD gibi yetkili kurumların verilerine itibar edilmesini istedi.

Barış, can ve ekonomik kayıpların önüne geçmek için risk yönetiminin merkeze
alınması gerektiğinin altını çizerek, sivil toplum kuruluşları, iş yerleri ve
ailelerin kendi acil durum afet planlarını eksiksiz hazırlaması çağrısında bulundu.

Yazar Personelilan.com.tr
İLGİLİ HABERLER