Maarif Modeli: Eğitimde Geçiş Süreci ve Zorluklar

TÜBİTAK Eğitim Araştırmaları Daire Başkanlığı tarafından hazırlanan ve Maarif Modeli adı verilen yeni eğitim müfredatına geçiş süreci bu yıl tamamlanıyor. 2024-2025 eğitim döneminde okul öncesi ile 1, 5 ve 9. sınıflarda hayata geçirilecek olan yeni model, geçtiğimiz yıl 2, 6 ve 10. sınıflarla adapte edilmişti. Bu yıl ise 3, 7 ve 11. sınıflar da bu programa dâhil ediliyor.
Ortaokul ve liselerde de benzer bir durum söz konusu. Beş, 6 ve 7. sınıflar ile 9, 10 ve 11. sınıflar Maarif Modeli’ni benimserken, 8 ve 12. sınıflar önceki müfredata uygun şekilde eğitim alacak.
Bu yıl, hem eski müfredatla merkezi sınavlara hazırlanan öğrenciler ile hem de Maarif Modeli çerçevesinde beceri temelli eğitim gören ilk nesil bir arada eğitim alıyor. Fakat son sınıfların mezun olmasıyla birlikte Maarif Modeli’ne geçiş süreçleri de sona ermiş olacak.
Peki, Maarif Modeli sınıf ortamlarında nasıl uygulanmakta; eski müfredattan ne gibi farklar taşımakta?
BBC Türkçe’ye gelen bilgilerine göre, teorik olarak iyi tasarlanmış olsa da Maarif Modeli’nin uygulama aşamasında tam olarak yerleşmediği belirtiliyor.
Maarif Modeli sınıfta neyi değiştiriyor?
Milli Eğitim Bakanlığı (MEB), Maarif Modeli ile birlikte, önceki müfredattaki içeriğin yaklaşık %35 oranında sadeleştirildiğini ifade ediyor. Amaç olarak, konuların yetiştirilmesine dair baskıyı azaltarak daha derin bir öğrenim sürecinin sağlanması belirtiliyor.
Yeni eğitim programı, bilginin ezberden çok uygulamaya yönelik olması gerektiğini vurguluyor. Beceri ve etkinlik odaklı dersler, günlük hayatla ilişki, disiplinler arası çalışma ve öğrencinin derse aktif katılımı, modelin temel unsurları arasında yer alıyor.
Ölçme ve değerlendirme süreçleri yalnızca sınav sonuçlarına dayanmaktan ziyade, öğrencinin ilerlemesinin ders boyunca izlenmesine yönelik bir yaklaşım geliştirmeyi hedefliyor. Açık uçlu sorular, projeler ve öğretmen gözlemleri gibi unsurlar bu yeni modelin bir parçasını oluşturuyor.
Önceki sistemde de beceriler ve “kök değerler” mevcuttu. Ancak Maarif Modeli ile değerler, tüm derslerin temel bileşenlerinden biri haline getirildi. Adalet, saygı ve sorumluluk gibi kavramlar “çatı değerler” olarak tanımlandı.
‘Maarif Modeli ilkokullarda kolaylık sağlıyor’
Maarif Modeli çerçevesinde eğitim veren bir özel okulda çalışan sınıf öğretmeni Burcu, müfredatta yapılan sadeleştirmenin birinci sınıfta olumlu geri dönüşler sağladığını aktarıyor:
“Okuma, anlama ve yazma becerilerine daha fazla ders saati ayırdık. Amacımız çocukların bilgiyi ezberlemesi değil, düşünmesi ve bunu gerçek hayatlarında kullanabilmeleri.” şeklinde konuşuyor.
Öğretmene göre Maarif Modeli ve eski müfredat arasındaki fark, özellikle matematik sorularında daha belirgin hale geliyor. Öğrencilere artık sadece kısa bir matematik işlemi sorulmakla kalmıyor; onlara bir hikâye, görsel veya tablo sunuluyor. Öğrencinin öncelikle gerekli bilgileri değerlendirmesi ve ardından sorunu çözmesi bekleniyor.
Burcu öğretmen, birinci sınıf ders kitaplarını başarılı bulduğunu ancak bazı konularda geçişlerin eksik kaldığını ifade ediyor. Bu eksikliklerin, öğretmenlerin eski müfredat alışkanlıklarından kaynaklandığını belirtiyor. Ayrıca, Maarif Modeli’nde değerlerin derslere yayılmasını olumlu buluyor ama modelin isimlendirmesinin, “aklıselim” ve “kalbiselim” gibi kavramların da siyasi ve ideolojik tartışmalara neden olduğunu vurguluyor.
MEB, programı “tüm ideolojilerin üzerinde” bir çerçeve olarak tanımlıyor.
‘İdeal tasarım ile sınıf gerçekliği arasında uyumsuzluk var’
İLKE Vakfı Eğitim Politikaları Araştırma Merkezi’nin (EPAM) okullarda gerçekleştirdiği bir araştırmaya göre, öğretmenler genellikle Maarif Modeli’ne yetecek kadar direnç göstermiyor. Beceri ve etkinlik temelli yaklaşım, öğretmenler tarafından olumlu karşılanırken, değerlerin derslere entegre edilmesi, günlük hayatla bağlantı kurması ve öğrencilerin aktif rol alması, programın güçlü yönleri arasında yer alıyor.
Ancak öğretmenler, programın karmaşık terminolojisinin anlaşılırlığını zorlaştıran bir engel oluşturduğunu ifade ediyor. Ayrıca, değişime hazırlık eğitimlerinin kısa ve teorik kalmasının eleştirildiği belirtiliyor; bazı katılımcıların yalnızca üç saatlik eğitim aldıkları belirtiliyor.
BBC Türkçe’ye konuşan EPAM Direktörü Prof. Dr. Ayhan Öz, programın etkisini değerlendirmek için uzun süreli izlemelerin gerekliliğini vurguluyor. Öz, “Programın ideal tasarımında büyük bir sorun görülmüyor, ancak asıl sorun bu tasarımın saha gerçeklikleri ile uyumlu olmamasında ortaya çıkıyor.” diyor.
Maarif Modeli’nde ders içerikleri sadeleştirilmiş durumda olsa da etkinliklerin sayısının arttığı ve öğretmenin her öğrenciye ulaşma çabasının kalabalık sınıflarda zorlaştığı belirtiliyor. Araştırma sonuçlarında, öğretmenler materyal eksikliklerine de dikkat çekiyor; bazı öğretmenler, özellikle matematik ve fen derslerinde destekleyici materyallere ihtiyaç duyduklarını ifade ediyor.
EBA bağlantılarındaki karekodlar ve okulların internet altyapısının sorunlara neden olduğu da kaydediliyor. Öz, düşük sınıf mevcudu ve daha güçlü sosyoekonomik imkânlara sahip okulların programı daha kolay uygulayabildiğini belirtirken, kalabalık ve dezavantajlı okulların ise bunun zorluklarını yaşadığını belirtiyor. Bu durum, uygulamada yeni eşitsizlikleri beraberinde getirebiliyor.
Öz, farklı sınıf koşulları için ayrı uygulama kılavuzları hazırlanmasını öneriyor. Ayrıca, öğretmenlerin her öğrenciyi eğitime dâhil edebilmesi için daha az sayıda ancak nitelikli etkinliklerin belirlenmesi gerektiğini vurguluyor.
40 dakikalık derste her öğrenciye ne kadar zaman kalıyor?
Ankara’daki bir devlet okulunda görev yapan sınıf öğretmeni Ahmet, bu yıl dördüncü sınıf öğrencileriyle Maarif öncesi programa devam ediyor. Ahmet’e göre yeni modeldeki temel sorun, hedeflerin kalabalık ve yetersiz sınıf koşullarında uygulanabilirliği:
“Otuz kişilik bir sınıfta ders süresi 40 dakika. Her öğrenciye ayırabileceğimiz zaman bir, bir buçuk dakikayı geç
